ZEHRAVEYN TEFSİRİ

Bir süredir hazırlamakta olduğumuz Fatiha ve Zehraveyn Tefsiri’nin önsözünü ve tefsirimizi fikir teatisi amacıyla yayınlıyoruz.

 

MUKADDİME

Taşlanmış şeytandan Allah’a sığınırım.

Çok acıyan, Pek acıyan Allah’ın adıyla..

Hamd, (akıllı) alemlerin Rabbi’ne.. Gökleri ve yeri var edene.. Kitabı gönderene ve oku diyene.. Elçimiz Muhammed Mustafa’ya ve ehline selam olsun..

Her devrin bir adı vardır, olmalıdır ve bunu biraz da o devirde yaşayanlar bulmak durumundadır. Özellikle de bir daha Peygamber gelmeyeceğine göre. Çünkü o ada göre harcanacaktır enerjiler. Onun için de belki de en mühim bir şey.. Tarihe dönüp bakarsak; denilebilir ki, bu, ilk dönemlerde kıraat, fıkıh, hadis, meani gibi ilimlerdi.. Çünkü muamelatta nesh vardı, bekleyen fetvalar vardı, yazı ve hareke meselesi vardı, düz anlama meseleleri vardı, çözülmesi gereken meseleler bu yöndeydi. Ayrıca kelam idi; kader meseleleri, teşbih meseleleri çözülmeliydi. Daha sonra ise felsefe ve tasavvuftu, varlık ve varoluş meseleleriydi. Beri yandan yazılı kültüre geçildikçe tefsir faaliyetleri önem kazanmış ve mesafe de alınmıştır sürekli, lakin günümüzde gayet anlaşılıyor ki bir ağırlık da var.. Ve günümüzde gayet artmıştır bu faaliyet, fakat çeşitli cereyanlar ve dirençler sebebiyle patinajlarla beraber..

Yine de denilebilir ki; bu devrin adı “ilmi iman”dır, “Kuran’ın Levhi Mahfuz boyutunda anlaşılması”dır. Hiçbir devirde Kitab ve malumat insana bu derece yakın değildi çünkü ve bu işin bir yönüyle din, bir yönüyle hakikat olduğunu unutmamak lazım. Hakikat ise bilgi müktesebatı ve akımlarla da şekil alabilen bir şey. Onun için denilebilir ki, hassas olunmalı.. lakin, yönelişle beraber.. Öte yandan, gayet bir diriliş gereken zamandayız; o da bir mana sıçrayışı ister. Hasıl öyle görülüyor ki; kader, zorunluluk ve imkanlar noktasında bu işin adını böyle koymuştur. Kainat keşfedilmiş ve aklı temsil etme iddiasında bir medeniyet oluşmuş, öbür yandan ise İslam inancına karışımlar olmuş, Müslümanların gerçeği ve aklı temsili problemli hale gelmiş. Öyle ki, bu çerçevede İslam’ın bu çağı dönüştürebilecek bir bilinç alanı içerip içermediği sorusu var acaip derecede.. Oldu olacak, içermemesi gerektiği.. Mesela bir anda teknolojinin biteceği söylemleri vardır.. Eldekiyle yetinilmelidir.. Bilgi çağı gerçeğine aldırılmamalıdır.. Peki hakikat davası, hakikat alanında, vasat, geçiştirici olabilir mi?! Özellikle de dünya çapında yayılma imkanları söz konusuyken.. Unutmayalım ki iletişim çağındayız. Yani hakikatin en iddialı olması gereken bir ortam bu aslen. Lakin bu iddia, Levhi Mahfuz boyutları ile olabilir. Çünkü bizim öncülük edip adım adım getirmediğimiz bir dünya bu. Kuran’ın bugünün müktesebatının ve tarihin üzerindeliği görülmek durumunda hasıl. Buradaki hassas konu, bu bağlamdaki çerçeveyi Kuran’ın belirlediğinin açık olmasıdır. Yoksa çeşitli cereyanlara “Kuran diyor” sapması olur. Beri yandan, bu tesbit bizdeki bir eksikliği de tabii olarak içermelidir.

Bu çerçevede insanlık tarihine baktığımız zaman iki tür savruluş dikkat çekiyor. Bir imancılık diyebileceğimiz savruluş bir de materyalizm, rasyonalizm denilebilecek savruluş. Burada ise delil üzere iman anlayışının önemi beliriyor. Bu ifrat tefriti en ziyade Hristiyanlık tarihinde gördüğümüzden oradan mevzuya şöyle bir bakalım. Örneğin İncillerde Hz İsa; mucizelerini karşıdaki iman ediyorsa gerçekleştirebilir ve bunları kendisi de adeta imanla yapar, bir yerde şöyle der ki “şüphe etmeyen de bunları yapabilir”  (bknz Matta 17: 20) Sürekli bu hava vardır İncillerde ve bizce Hristiyanlığı bozan ana damar da budur. Kuran’da ise Hz İsa bunları Allah’ın izniyle ve Peygamberliğini gösteren bir mucize olarak yaptığını söyler. İmanla yapıldığı, iman edilirse yapılacağı vs yoktur. (bknz Ali İmran 49) İşte Hristiyanlık bu imancılık içerisinde saptıkça sapmıştır. Öte yandan en sonunda rasyonalizme, materyalizme vs savrulmuşlardır. Eski Yunan ve felsefe ile güya hurafe bataklığından kurtulunmuş ama bu defa da maddecilik çölüne batılmıştır. Bu arada da Kuran teğet geçilmiştir. Ve denilebilir ki; işte bu ifrat tefrit bizde de bir ölçüde oldu. Onca menkıbeleri hatırlayalım. Her tür hikaye kolayca yayıldı bir dönem. Sonra da hiçbir şeye inanmaz olundu, batıdan gelen rüzgarlarla. Çünki delil üzere iman damarı gelişmedi. Yine bunu şuradan anlayalım ki Kuran’ın ana delilleri olan Tevrat ve İncil ve bunların nasıl Kuran’ın delilleri olduğu konusu, daha doğru düzgün gündemimize gelmiş değil. İnşaAllah bu iş biraz hızlanır vesselam.

Hasılı her bakımdan anlaşılıyor ki, günümüzde delil üzere iman işine yüklenmek gerekiyor. Bu ise öncelikle Kuran’ın ana delili olan Tevrat ve İncil’i içericiliği (ve ince düzelticiliğinin) ortaya konulması ve bu çerçevede bir tarih, aydınlanma, kader algısıyla mümkün. İşi daha iyi gösterme bakımından bir özet geçelim; Tevrat, Kuran’dan Önce 2000, Zebur 1500, İncil 600’lerde geldi. Tevrat-Zebur en azından K.Ö.800’lerde İncil 400’lerde muharrefti. Kuran, nüzulü sırasında kendisini “Tevrat ve İncil’i doğrulayan” olarak ifade etti, Yahudi ve Hristiyanlardan bu bağlamda çok nadir itiraz vaki oldu. Kuran tefsirlerinde ise Tevrat ve İncil değil de Ehli Kitab’tan alınan hikaye ağırlıklı rivayetler (İsrailiyyat) kullanıldı ve düzelticilikten noktasından ziyade ayeti açıklama sadedinde kullanıldı. Tevrat ve İncil’in tefsirlerde direkt kullanımı çok yeni bir durum, ince düzelticilik ise gayet çözümleme gerektiren bir özellikte. Şöyle belirtelim bunu da; Kuran binlerce noktada Tevrat ve İncil’i düzeltiyor ayrıntılarda. Fakat bu derece bir bu işe yöneliş çeşitli açılardan mesele.. Neden şimdi çıktı konusu var en başta. Tefsirimizde bu konuya gayet eğileceğiz; lakin giriş sadedinde şöyle diyelim;  ayette İsa (as) “ihtilafa düştüğünüz şeylerin bir kısmını açıklamak üzere geldim” demektedir (bknz Zuhruf 63) Kuran ise “çoğunu kıssa ediyorum” demekte (bknz Neml 76) Ve bu iki durum da şimdi iyice anlaşılmakta.. Mesela biz ve “dünya” İsa (as)’ın Tevrat’ı düzelticilik misyonundan bihaberiz. Ve bunun üstüne İslam’ın gayet düzelticiliğin geldiğinin.. Algı, hatta iddia, böyle oluşmayınca ise iş çok zorlanmakta.

Bu bağlamdaki bir başka mesele de “öncekiler de hiç bir şey yapmamış” psikolojisine girip eldeki müktesebatı tamamen yaftalama havasına girmedir. Denilebilir ki, örneğin modernist damarda Tevrat ve İncil alıntıları adeta buna paravan vazifesi görüyor. Bakın bunlar yeni, bunlar da yepyeni gibi bir hava oluyor. Halbuki bu işin herhalde yarısı, “öncekiler ne demiş” bir bakmaktır, hata bile etmiş olsalar.. Sadece belli noktalara takılıp genellemelere gidilmemeli ve her bir meseleyi şimdi çözme psikolojisine girilmemelidir. Pek çok noktada da doğruyu eskilerde bulabilirsiniz. Dava modernizm değil, hakikattir. Velakin sizin çözmeniz gereken meseleler de vardır ki, her şey yavaş yavaş kapsama alanına girdi, iş ilgi ve alakaya bakıyor. Beri yandan; “karada ve denizde fesat belirdi..” (Rum 41) gibi bazı ayetler de var ki günümüzde iyi anlaşılmakta, “günümüze hitap” özelliği taşımaktadır. Bunlar da iyi vurgulanmalı.

Yani gayet evham ve kibir alanları var. Bizim yapacağımız, işte olabildiğince ciddiyeti ve yoğunlaşmayı sağlamaya çalışmaktır. Bu çerçevede tefsirimizde pek çok yeni karşılaşılacak konu var, özellikle de Tevrat ve İncil’in düzelticiliği noktasında. Bunların çoğu keşiftir, kimisi toparlamadır vs.. Elbet araştırmalar az çok var, bunlara gayet baktık, fakat perspektif meselesi de var bu konuda. İn Şae Allah, çalışmalarımız hayra vesile olur.

Rebiülevvel 1436-Zilhicce 1440  (2015-2019)     Rafet KÜÇÜK       

 

AÇIKLAMALAR İÇİN TIKLAYINIZ

SADECE FATİHA TEFSİRİ İÇİN TIKLAYINIZ

FATİHA VE ZEHRAVEYN (BAKARA, ALİ İMRAN) TEFSİRİ İNTERNET VERSİYONU İÇİN TIKLAYINIZ

KİTABI MATBU OLARAK SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 4 + 1

FACEBOOK HESABIMIZ
YOUTUBE HESABIMIZ